DİKKAT!

CHP’nin Ankara adayı Mansur Yavaş

GÜNCEL, MAGAZİN, MANŞET, SİYASET

Ak Parti Samsun’da Sil Baştan Yeniden…!

GÜNCEL, MANŞET, SİYASET, YEREL

TÜRKİYE’Yİ 12 EYLÜL’E GÖTÜREN SÜREÇ VE ÜLKÜCÜ HAREEKET

Bu haber 25 Ekim 2018 - 19:59 'de eklendi ve 620 görüntüleme kez görüntülendi.

Öğrenci olayları ilk olarak Fransa’da başladı. Fransa’da başlayan öğrenci olayları Türkiye’de de gençliğe bir örnek oldu maalesef. Türkiye’deki öğrenci hareketlerinin başlamasını tetikledi. Mesela hukuk fakültesinde teksir dağıtılarak dersler yapılıyordu. Kitap yerine teksirin verilmesi hukuk fakültesindeki öğrenciler için bir bahane oldu. Bu öğrenciler kitap talebinde bulundular. Böylece öğrenciler kitap dağıtılması talebinde bulunarak öğrenci hareketlerini başlattılar. Fransa’da başlayan öğrenci hareketleri Fransa’nın jeopolitik yapısına uygun olarak çok fazla sürmedi, devam etmedi. Fransa’daki öğrenci olayları kısa bir zaman sonra tükendi. Türkiye’deki öğrenci olayları renk ve şekil değiştirmeye başladı. Mesela üniversiteler işgal edildi. İşgal edilen üniversitelere milliyetçi gençler alınmamaya başladı. Türkiye’de benim dönemimde tek eğitim yapan üniversite Atatürk Üniversitesi olmuştur. Atatürk Üniversitesi’nde derslerin yapılmasının sebeplerinden bir tanesi şudur: Biz üniversitede her türlü farklı grubu açık oturuma, sohbete davet ettik. Onlara “Niçin üniversitelerde boykot ve işgal hareketleri başlasın?” diye sorular soruyorduk. Bu sohbetler ciddi etki yaptı ama bu arada devrimci gençler kendilerinin niteliksiz olduğunu zannederek Atatürk Üniversitesi’nde bir kısım olayları başlatmak istediler ama başarılı olamadılar. Bunlar daha sonra Atatürk Üniversitesi’ni terk ettiler. Başka üniversitelere gittiler. Üniversitede yapılan bir toplantıya ben de iştirak ettim. Önce beni konuşturmak istemediler. Sonra ben kürsüye çıkarak konuştum. Toplantıdaki hocalara “Aranızdan biri kalksa ve dese ki ‘benim eserlerim, benim yazdıklarım, makale ve kitaplarda kaynak olarak gösterilmiştir.’ Ne yazık ki böyle bir durum yok.” Bu kadar seviyesiz bir eğitimin içerisinde siyaset filizlenecekti ve filizlendi. Dolayısıyla üniversitedeki boykotların, işgallerin en büyük sebeplerinden bir tanesi niteliksiz bir eğitimin yapılmasından kaynaklanmaktadır. İdealizm yok, niçin okuduğunu ve okumasının sebeplerini bilmeyen gençler var, tefekkür ederek bir gelecek programı oluşturan gençler yok. Türkiye’de öğrenci olayları böyle niteliksiz bir sebebe dayanmıştır. Bu, Fransa’daki öğrenci hareketlerinin bir taklididir. Türkiye’deki öğrenci hareketleri Fransa taklit edilerek başlatılmıştır.

Türkiye’deki öğrenci olaylarına, boykot ve işgallere devrimci gençler öncülük ediyordu. Bu devrimci gençler kendi içlerindeki problemleri hazmederek, ortaya getirerek bir talep içerisinde olmadılar. Tamamen taklitçilik yaparak boykot ve işgalleri gerçekleştirmeye çalıştılar. Bu boykotların ve işgallerin bir sebebi vardı: Ülkücüleri okullara sokmamak. Yani Ülkücü-Milliyetçi hiçbir genç İstanbul üniversitelerinde gidip okuyamıyordu. Bunu yapmalarındaki neden ise kendi yapılarını daha diri tutmak, daha bir arada tutmak gibi gerekçelerdi. Ülkücülere karşı bir işgal hareketi gibi görülmüştür. Hiçbir Ülkücü uzun bir zaman İstanbul üniversitelerinde okuma imkânı bulamamıştır.

TÖB-DER Erzurum…

TÖB-DER Erzurum’da bir toplantı yaptı. Bu toplantıya ben de gittim. TÖB-DER başkanı bir konuşma yaptı. Ben bu konuşmayı dinledikten sonra söz aldım: “Aziz dostlar bana bir şey söyleyin. İlimde, teknolojide, bilgide üniversitelerimiz şu kalitededir. Aranızdaki hocalardan bir tanesi bana söylesin. ‘İlmi bir kitap yazdım’ desin. Türkiye nereye gidiyor? Eğer biz ilimde, sanatta, felsefede dünyada zirveler oluşturamazsak Türk fikir hayatının çıtası aşağılara iner. Orada da bir tek şey oluşur; o da siyaset. Siyaset de kavgaya sebep olur. İşte bu kavganın da sebeplerinden biri budur.” dedim.

12 Eylül’den önce maalesef üniversiteler işgal edildi, boykotlar yapıldı, Ülkücüler okullara sokulmadı.  Ama daha sonra bu yapılanların ne kadar içi boş olduğunu onlar da anladılar. Ama koca bir dönem boşu boşuna geçti. Aynı zamanda 12 Eylül’ün gerekçelerinden bir tanesi oldu bu hadiseler.

Bana göre 12 Eylül, bir Amerikan projesidir. Ama bu Amerikan projesinin uygulanmasında devrimciler ön ayak olmuşlardır. Amerikan projesinin Türkiye’ye uygulanmasına devrimciler sebep olmuştur. Onlara sorarsanız anti-Amerikancı olduklarını söylerler ama aslında böyle değillerdir. Türkiye’de 12 Eylül’ü hazırlayan en önemli sebeplerinden biri budur. 12 Eylül tamamen bir Amerikan projesidir. Eğer 12 Eylül 1980 İhtilali olması idi 1981’de Milliyetçi Hareket Partisi ya iktidar ya da iktidar ortağı idi. Ecevit, 12 Eylül’den bir ay önce ‘Ey Adalet Partililer altınız oyuldu. Faşistler iktidara geliyor’ demiştir. Bütün dünyada da olduğu gibi Türkiye’de de emperyalizmin yok etmek istediği birinci hedef Milliyetçiler olmuştur.

 

12 Eylül’de cezaevi tutuklamaları olmuştur. Akıl almaz işkenceler yapılmıştır. Ben işkencelerden dolayı hastanelerde yattım. Bize yapılan bu işkenceleri, bu zulümleri ve bizim ile ilgili aldıkları mahkeme kararlarını Yargıtay’a götürmedikleri için şu anda mahkemede verilen sonuçlar yok sayıldı. Yargıtay’a götürmedikleri için cezalarımız tasdik edilmedi. Bize yapılanlar haksızlıktı. Ben mahkemelerde bazı deliller sundum. Gerek PKK gerek Ermeni meselesi ile ilgili yaptığım çalışmaları sundum. Arada mahkeme heyeti içeri girmiş, ‘Biz kimleri yargılıyoruz arkadaş’ demişler. Onlar milli duyguları yok etmeye çalıştılar. Zaten emperyalizmin istediği de buydu. Milli duyguları zayıflatmak, yok etmek. Böyle ülkeleri de istedikleri gibi yönetmek. 12 Eylül buna öncülük etmiştir.

12 Eylül İhtilalinde ben altı yıl cezaevinde yattım. Bunun dört buçuk yılı hücrede geçti. Hücrede yatışımın sebebi şudur: Ben cezaevinde koğuşta kalırken devrimciler karşısında biz azınlıkta idik. Dedim ki ‘Burada zaman ve mekân müsait, siz bize faşist diyorsunuz, biz size komünist diyoruz. Gelin bu komünizmi, faşizmi tartışalım. Devrimciler ilk önce bizi okumayan, sele kapılmış insanlar zannettiler. Bizi bir sohbette mağlup etmek kolay zannettiler. Sohbete başladık, başladıktan sonra devrimcilerin arasından bize dönenler oldu. Bunun üzerine benimle konuşma yasağı koydular. Bize dönenlerden bir tanesi ben lavaboya giderken cebime bir kâğıt koydu, ‘Ben hakikati idrak ettim. Sizinle beraber olmak istiyorum’ diye bir yazı yazıyordu. Bunu avukatlara söyledim, ‘Biz sizinle başa çıkamıyoruz. Bunların davalarını nasıl alalım’ dediler. Bize geçen arkadaşlara dedik ki ‘Siz orada kendinizi koruyun. Dışarı çıkınca dostluğumuz devam eder. Çıkanlarla da etti ve etmeye devam ediyor.  Benim koğuşta yaptıklarımdan sonra DEV-SOL merkez komitesi beni öldürme kararı almış. Bize geçen ve onların arasında olan arkadaşlardan bir tanesi ‘Abi seni öldürmeye karar verdiler. Aman dikkat et’ dedi. Ben de bunu arkadaşlarımızdan birine ‘Böyle bir problem var, birbirimize dikkat edelim’ dedim. Arkadaşımız paniğe kapılmış ve gitmiş idareye söylemiş. İdareciler gelip koğuşu aradılar. Bu aramada iki tane şiş buldular. Bunun üzerine beni güya korumak için hücreye gönderdiler. Böylece dört buçuk yıl hücrede yattım.

Çok sevdiğim bir hadis-i şerif var: “Dünyada en çok çile ve ıstırap çekenler özü, sözü doğru olanlardır.” Allah’a şükürler olsun mücadelemizi vatan, millet, devlet için ortaya koyduk. Biz PKK ile mücadele ettik, biz Amerika ile Moskova ile mücadele ettik. Ama maalesef ki Milliyetçileri dağıtmak için bu güçler her şeyi yapıyorlar. Bugün de aynı proje devam ediyor.

 

 

Günümüzden bakarak artık 12 Eylül’ü ve etkilerini, sonuçlarını rahatlıkla görme imkânına sahibiz. 12 Eylül’ün sonuçlarını değerlendirebiliriz.

 

 

12 Eylül 1980’den sonra Milliyetçiler enterne edildiler. Ben mahkemelerde de söylemiştim: ‘Bizi yargılayabilirsiniz, bize ceza da verebilirsiniz. Ama bir şey yapıyorsunuz; Türkiye’de Milliyetçi heyecanları yok etmek istiyorsunuz, yok ediyorsunuz. Buna Türkiye’nin ihtiyacı var. Türkiye’nin Milliyetçi heyecanlara ihtiyacı var. Bütün dünyada her ülkenin Milliyetçi heyecanları korumak gibi gayretleri var. Siz bunu Türkiye’de yok etmek istiyorsunuz.’ 12 Eylül Türkiye’de Milliyetçi heyecanları yok etmek istemiştir. Yakın menfaat hesapları ile geleceğini tanzim eden bir gençliğin oluşmasına neden olmuştur. Artık ‘Bir kuruşluk menfaatim varsa, o menfaatime göre tanzim olurum’ diyen bir gençlik yapısı oluşturulmuştur. İdealizm yok edilmiştir. Aileler ‘Aman oğlum etliye, sütlüye karışma’ demiştir. Mahkemeler, işkenceler aileleri korkutmuştur. Yani idealizmin yok edilmesi istenmiştir. 12 Eylül bunu sağlamıştır.

 

Bütün bunlara rağmen biz vatansever insanlarız. Biz ülkemizin bir kum taneciğini hiçbir şeye değişmeyiz. Böyle bir yapıya sahibiz. Böyle bir korumacı anlayışa sahibiz. Bugün güneydoğuda İsrail ve Amerikan projesi ile oluşturulmak istenen yapılar karşısında uyanık olmalıyız. Türkiye uyanık olmalıdır, devlet uyanık olmalıdır, gençlik uyanık olmalıdır. Bizim yapacağımız bir şey var: Milliyetçi heyecanları diri tutmak. Türkiye düşmanları karşısında uyanık olmak. Türkiye’nin bölünmesine engel olmak. Gerekirse canımızı vermeye hazır olmak.

Yılma Durak
Yılma Durakdurak1071@gmail.com